İŞSİZLİK VE FIRSAT MALİYETİ

Her genç, belirli bir yaşa geldiğinde aklında ve hayalinde bir meslek canlanmaya başlar. Bu meslek yaşam enerjisini sömürmek yerine, ona daha güçlü ve verimli bir çalışma ortamı sunacağı için gencin hayatında önemli bir mesele haline gelir. Yaşamımız adına “önemli” bir basamakta duran bu konu, genç birey büyüyüp ekonomik olarak bağımsız olma içgüdüsüne sahip olmaya başladığında “daha önemli” bir basamağa yükselir.

Genç, bir adım sonra mezun olur ve hayatının köşe taşları yavaş yavaş yerine oturdukça ekonomik bağımsızlık, “en önemli” mesele derecesine ulaşır. Artık öyle bir savaş başlar ki gencin içinde; ekonomik olarak ailesine bağımlı kaldığı her gün stres, sıkıntı ve gerginlik peşinde sürüklenir. 

Bir sonraki basamakta ailesi ne kadar iyi durumda olursa olsun, bu meseleyi kendine dert edinmiş genç, yaşam kalitesinden kısmaya ve ekonomik bağımsızlığını kazanana kadar, ihtiyacı olan harcamaları da göz ardı etmeye eğilimli olur. 

Genç, kendi içinde bir hedef belirlemiş ve o hedef için beklemiş olabilir. Örneğin mimar olmak isteyen biri, sürekli olarak gazete veya dergi okumak zorunda kalacağı bir ortamı kabul edemez. Onun fikir yapısı, açık alanlarda, şantiyelerde bir eser ortaya koymaktır. Estetik ve nitelikli eserler. 

Şimdi hep beraber bu gencin, kendi kişiliği ile zıt bir işe girdiğini düşünelim. Bunun topluma, yani kamuya ve kişinin kendisine olan zararının maliyetini hesaplamaya çalışalım.

Mimar olmak isteyen bu gencin, işsizlik dolayısı ile uzun yıllar beklemesine rağmen ile istediği işi bulamadığını hayal edelim. Bu genç, artık yaşını almış biri olarak, ekonomik bağımsızlığını kazanmak için ne iş olursa yapmaya çalışacaktır. Süreç sonunda, kamuda masabaşı bir iş bulduğunu ve aylık gelirinin 4000 TL olduğunu varsayalım. Gerekli hesaplamalar yapıldığında, bu kişinin brüt gelirinin 5,500 TL civarında olduğu görülecektir. Bu da yıllık olarak yaklaşık 66.000 TL eder. 

Gencin okuduğu ve sahibi olmak istediği meslek, hayal ettiği işler arasında öne çıkan ilk seçenek olmasına rağmen iş bulamamış ve masabaşı bir işe başlamıştır. En başta ekonomik bağımsızlık kazanmak biraz tatmin etse de, ikinci ve üçüncü yıl, genç artık tatmin ol(a)mayacak ve işinde verimsiz bir eleman haline gelecektir.

Bu gencin her yıl %9’luk bir maaş zammı olduğunu düşünelim. Bu durumda gencin her yıl kamuya daha fazla maliyeti olacaktır. Kabaca hesaplamaya çalışırsak, ilk yılki maaşının %9’unu alarak ikinci yılki maaşı, bu maaş üzerinden de aynı oranla üçüncü yılki maaşı hesaplanabilir ve aynı şekilde çalışma süresi boyunca yıllık maaşı hesaplanabilir.

Bu gencin 30 yıl boyunca burada çalıştığını varsayalım. Bu durumda yapılan hesaplama ile bu süre sonunda gencin maliyeti 8,750,364 TL olacaktır. Eğer bu genç 40 yıl çalışırsa 20,920,128 TL maliyete sahip olacaktır. Bu parayı bir devletin 40 yıllık harcaması olarak değerlendirmek durumu hafifletir. Ancak bu yalnızca bir birey için yapılan maliyettir. Aynı durumda olan milyonlarca insan, şu an hiç istemedikleri işlerde çalışmaktadır. Bir de ortada bulunan fırsat maliyeti vardır. 

İşsiz bir gencin toplumda yarattığı fırsat maliyetini hesaplamadan önce, fırsat maliyetinin ne olduğunu anlatmaya çalışalım: Fırsat maliyeti, iki seçenek arasından birini seçmek suretiyle, diğerinden ve dolayısıyla diğerinin yaratacağı fırsatlardan da vazgeçmenin maliyetidir. Mesela portakal ile tatlı arasında seçim yapması gereken bir bireyin, tatlıyı seçmesinin fırsat maliyeti, portakaldan alacağı vitaminler ve tattır. 

Gencin masabaşı bir işe girmesi 30 yıl sonra yaklaşık 9 milyon oluyordu. Bunun fırsat maliyeti ise, bu gencin mimar olarak yapabileceği projelerin ve gerçekleştirdiği işlerin getirileridir. Örneğin ulusal çapta önemli yapılar ve ciddi bütçeler ayrılarak yapılan projelerde, uzun süreli ve verimli çalışabilecek insanlar bulabilmek zor bir iştir. Mimari yapıların tek bir tanesi, bu gencin 40 yıllık zararından daha büyük zararlar getirebilir. 

Bu yüzden insanlar, doğru bir sistemde doğru işleri yapamazsa, hem kamu hem de kişilerin kendileri, hem fırsat hem de ekonomik anlamda ciddi bir maliyet sahiplenir. İçinde bulunduğumuz işsizlik durumunda gençlerin %80’i bu maliyetlerin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Fakat bunun sorumlusu işsiz gençlerin kendisi değil. Hiçbir psikolog ya da öğretmen, restoranda bulaşık yıkamayı hayal etmez…

Yazımı, büyük yazar Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur adlı kitabından aldığım şu kesitle bitirmek isterim:

“Hep eksik olan bir memur kadrosunu doldurmak için çalışıyoruz. Bu kadro dolduğu gün ne yapacağız? Çocuklarımızı muayyen yaşlara kadar okutmayı âdet edindik. Bu çok güzel bir şey! Fakat günün birinde bu mektepler sadece işsiz adam çıkaracak, bir yığın yarı münevver hayatı kaplayacak… O zaman ne olacak? Kriz…”

Bu İçeriği Puanlayın
+1
1.2k
+1
456
+1
315
+1
256
+1
24

Hasan Yılmaz

“Yıldız Teknik Üniversitesi İşletme bölümü öğrencisiyim. İktisadi ve tarihi konuları araştırmak hobilerim arasında. Güncel sorunların sebeplerini araştırıp, insanlara olabildiğince anlaşılabilir bir şekilde anlatmaktan çok zevk alırım. Yeni şeyler keşfetmeyi seviyorum.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.